ali eralp2

Boş Lafı, Gevezeliği Bırakalım Da Çözüm Üretelim…

Şu anda ülkemiz, Cumhuriyet tarihinin en buhranlı, en karanlık, en sorunlu dönemini yaşamaktadır.

Adalet tek kişiye bağlanmıştır…

O kişi, “İstediğini asmakta, istediğini kesmekte”, İstediğini makam sahibi yapmakta, istediğini makamından alaşağı etmektedir.

Seçimle gelenler emirle gitmektedir.

150’den fazla gazeteci zindanlarda çile doldurmaktadır…

Yargı olaylara seyircidir. Çünkü yargı siyasallaşmıştır… Kendisine ne söylenirse onu yapmaktadır.

Köylü perişandır… Esnaf perişandır… Sanayici perişandır…

Açlık sınırının altında debelenen, hayatta kalabilmek için yaşam mücadelesi veren halkımızın durumundan ise söz etmeye hiç gerek yok… Çünkü onu herkes biliyor artık… Yaşayarak görüyor…

Uzun sözün kısası deniz tükenmiştir…

2017’de Türkiye’nin dış borcu 452 milyar dolara çıkmıştır.

2017 Şubat ayında, İflas noktasına gelen 54 bin şirket, devletin Kredi Garanti Fonundan (KGF)  kredi çekmişti. Bu rakam, 2017 Eylül ayında 344 bine çıktı… Bu rakamları ben icat etmiyorum, bu rakamlar TÜİK'in yayınladığı “2016 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması”ndan alındı…

Batmak üzere olan şirketlere bankalar destek vermiyor artık… Onun görevini de devlet üstlendi…

Alınan bu krediler devlete tekrar döner mi dönmez mi o da belli değil…

Dönmezse ne olur? Dönmezse… Üzerinden geçmediği köprünün borcunu bu gariban halk, sırtına yüklenen vergilerle kuzu kuzu, nasıl ödüyorsa, almadığı kredinin borcunu da yine ona kuzu kuzu ödettirirler…

Kimsenin de “GIK”ı çıkmaz.

Durum bu… Türkiye’nin manzara-i umumiyesi yani, genel görünümü bu…

Şimdi bu durum karşısında, “AKP ve onun Genel Başkanı “Emperyalizme karşı mücadele veriyor, bölge merkezli dış politikada daha kararlı adımlar atıyor” masalı ile biz de halkı ve devrimcileri uyutalım mı?

Bu masala karşı çıkanları da ABD’yle barışmakla, Batı sistemi ile bütünleşmekle mi suçlayalım?

Daha önce, Suriye’yi karşısına alıp, Esad’ı Esed yapıp, halkı birbirine kırdıran, Özgür Suriye Ordusunu, IŞİD’i destekleyen, yaralılarını hastanelerimizde tedavi eden onlar değil miydi?

Seçilmiş, resmi Irak hükümeti dururken, Irak Kürt Bölgesi Başkanı Barzanilerle meydanlarda şarkılı – türkülü, çalgılı – çengili mitingler düzenleyen, kapı arkalarında görüşmeler yapan onlar değil miydi?

Bundan daha büyük bölücülük olur mu? AKP, Ortadoğu’yu birleştirmiyor, tam tersine parçalıyor…  “Bölge merkezli Dış siyaset” bu siyasetle mi izlenir?

Hadi varsayalım, bunlar emperyalizme karşı savaşıyorlar. ABD’ye ve tüm dünyaya kafa tutuyorlar; peki, Cumhuriyeti, Ulusal Kurtuluş Savaşını, Lozan’ı tanımayan, Türk adını kullanmayan, “Ne Mutlu Türk’üm” demeye çekinen; millet yerine ümmeti, vatandaş yerine kulu tercih eden, hele hele Atatürk’ü tarihten silmeye çalışan bir kimse ya da kurum, nasıl “Tam bağımsızlıkçı” olur da emperyalizme karşı mücadele verir?

Burnunun dibindeki adalara sahip çıkamayan bir iktidar, nasıl ülkesine sahip çıkar?

Bırakın bu masalları, ayak oyunlarını…

Bırakın boş lafı, gevezeliği…  Şu ülkeyi içine düştüğü bataklıktan çekip kurtarmak için çözüm üretin…

Çok yakında tüm bayan subayları, tüm bayan yargıçları, savcıları, öğretmenleri, polisleri türbanlı görmek istemiyorsak, hep birlikte çözüm üretelim…

Bu sorun binde 5’lik partilerin gevezelikleriyle değil, büyük tehlikeye karşı GÜÇ BİRLİĞİ VE BÜTÜNLEŞME İLE çözülebilir ancak… İktidarın karşısında büyük bir güç olan Meral Akşener'le uğraşmayı da bırakalım…

Hadi diyelim ki Meral Akşener “Gladyonun kraliçesi, FETÖCÜ; Adalet Yürüyüşü CHP’nin bonzaisi…”

İyi, güzel… Peki, siz ne yapıyorsunuz? AKP’nin faşist, halk ve bilim düşmanı, soyguncu, sömürücü, Cumhuriyet, laiklik ve Atatürk düşmanı politikası ile nasıl savaşıyorsunuz? Siz ne önlem alıyorsunuz bu tehlikelere karşı?

Hiç düşündünüz mü? İktidar neden Akşener hareketinden öcüden korkar gibi korkuyor? Neden ona dünyayı dar etmeye çalışıyor. Neden toplantılarını engellemek için salon vermiyor…

Ve neden solcusu ile sağcısı ile iktidarı ile koro halinde Akşener’i FETÖ’cülükle suçluyorlar? Ve neden özellikle böyle dönemlerde ortaya çıkıyor bu adamlar, bu gruplar ve iftira kampanyaları düzenliyorlar?

Çünkü Meral Akşener hareketi onların kâbusu haline geldi. Korkulu rüyalar görmeye başladılar. Bu arada şunu da belirtelim; 15 nisan 1997 tarihinde, Valileri Ankara'da toplayan zamanın İçişleri Bakanı Akşener, “İrticaya geçit yok” dediği için bırakın FETÖCÜ olmayı, uzun zaman FETÖCÜLERİN hedefi haline gelmişti. (Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/1997/04/15/f02.html)

O yıllarda Akşener ‘Dinci Subay Genelgesi’ni yayınlamış, orada, “Askeri Şura kararlarıyla ordudan ihraç edilen personelin bazı Refah Partili belediyeler tarafından işe alındığını belirterek belediye başkanlarının uyarılmasını” istemişti…

(Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/1997/04/16/siyaset/dinci.html)

Şunu burada özellikle belirteyim: Ben bunları yazmakla, kimseye devrimci, sol çizgisinden vazgeçerek Akşener hareketinin bir üyesi, bir parçası, bir militanı olmasını tavsiye etmiyorum. Bu kötü gidişata “DUR” demek için tüm yurtseverlerin, Atatürkçülerin, milliyetçilerin GÜÇ BİRLİĞİ yapmasını öneriyorum…

Ben onlarca yazımda Ana muhalefet partisi CHP’yi de yanlış politikalarından dolayı eleştirdim. Ama bugün kavga, dövüş zamanı değil, birleşme, bütünleşme zamanıdır… Hele hele makam, mevki, koltuk, parti mücadelesi yapmanın hiç zamanı değildir… Tekrarlıyorum:

Boş lafı, gevezeliği, kuru gürültüyü bırakalım. Gerçeklere dönelim. ÇÖZÜM ÜRETELİM…

Vatan tehlikeli bir yolda, freni patlamış bir araç gibi uçuruma doğru son sürat ilerliyor.

Ali ERALP – 04 Ekim 2017

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazarlar

Cloudy

14°C

Istanbul